Yargı Görevi Yapanı, Bilirkişiyi veya Tanığı Etkilemeye Teşebbüs Suçu
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 277.maddesinde düzenlenen yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçu, Kanunun “Özel hükümler” başlıklı ikinci kitabının ” Millete ve Devlete karşı suçlar ve Son Hükümler ” başlıklı dördüncü kısmının, “Adliyeye karşı suçlar” ı düzenleyen ikinci bölümünde yer almaktadır.
Bu kanun, “Adliyeye karşı suçlar” başlığı altında yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçunu düzenler. Bu düzenleme, Anayasa’nın 36. maddesindeki adil yargılanma hakkı ile 138. maddesindeki yargı bağımsızlığını ceza hukuku düzleminde güvence altına almayı amaçlar. Maddede, hâkim, savcı ve avukatlar ile tanık ve bilirkişilerin irade serbestisi üzerindeki her türlü hukuka aykırı etkileme girişimi yaptırıma bağlanmış; böylece tarafsız ve bağımsız yargılama sürecinin korunması hedeflenmiştir.
Yargı Görevi Yapanı, Bilirkişiyi veya Tanığı Etkilemeye Teşebbüs Suçu Nedir?

Yargı Görevi Yapanı, Bilirkişiyi Veya Tanığı Etkilemeye Teşebbüs Suçu Nedir?
Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçu, 1982 Anayasası’nın 36.maddesindeki adil yargılanma hakkı ile 138.maddesinde düzenlenen yargı bağımsızlığının Ceza Kanunu içerisindeki başlıca teminatını oluşturmaktadır. Bu suçla devletin üç erkinden birisi olan yargı erki içerisinde görev alan veya yargılama faaliyetlerinde vazife icra eden kişilerin bağımsızlığının, tarafsızlığının ve irade hürriyetinin korunması amaçlanmaktadır. Bu nedenle de söz konusu suçun, kanunda yer alan suç tiplerinin en önemlilerinden birisi olduğu ifade edilmektedir.
Bilindiği üzere 5237 sayılı TCK’nın özel kısmında suçlar tasnif edilirken korunan hukuksal değer ölçütü esas alınmış ve benzer hukuksal değeri koruyan suçlar aynı bölümde düzenlenmiştir. Suçun koruduğu hukuksal değerin karma nitelikte olduğu durumlarda da kanun koyucu açısından öncelikli değerin hangisi olduğu göz önüne alınarak suçlar gruplandırılmıştır. Bu çerçevede Adliyeye Karşı Suçlar bölümünde düzenlenen, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçu ile korunan başlıca hukuksal değer, bireylerin adil yargılanma haklarıdır. Bağımsız ve tarafsız hâkim ilkesi bu hakkın bir cüzü olarak korunmaktadır.
Suçun Unsurları
Bu suçun unsurları; herkes tarafından işlenebilen fail (TCK 20/2 gereği tüzel kişiler hariç), mağdur olarak toplumu oluşturan herkes ve doğrudan etkilenmesi halinde yargı görevlisi/tanık/bilirkişiyi; fiil olarak “hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs”ü (serbest hareketli, soyut tehlike suçu); maddi konu olarak hâkim, savcı, avukat, tanık ve bilirkişiyi (TCK 6/1-d) kapsar. Manevi unsur yönünden failin, davanın taraflarının lehine veya aleyhine sonuç doğuracak karar/işlem/beyan için ve “gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya haksızlık oluşturmak” amacıyla hareket etmesi gerekir; bu nedenle suç hem saik hem amaç unsuruna bağlıdır ve olası kastla işlenemez. Hukuka aykırılık karinesi geçerli olup, somut olayda bir hukuka uygunluk sebebi mevcutsa unsur gerçekleşmez.
Maddi Unsurlar
6352 sayılı kanunla yapılan değişiklik ile birlikte suçun maddi konusunun kapsamına tanık ve bilirkişi de dahil edilmiştir. Anılan kişilerden tanık, kendisinin taraf olmadığı bir dava veya kendisine karşı yürütülmeyen bir soruşturma ya da kovuşturmada beş duyusu ile edindiği bilgisine delil olarak başvurulan kişidir. Bilirkişi ise, soruşturma ve yargılama makamlarının, delil elde etmek veya eldeki delillerden sonuç çıkarma için teknik bilgisinden yaralandığı kişiyi ifade eder. Kanun koyucu söz konusu kişilerin ispat hukuku açısından taşıdığı önem nedeniyle bunları da maddenin kapsamına almış görünmektedir.
Bu hususa ilişkin olarak belirtilmesi gereken bir nokta, sadece devlet eliyle yürütülen yargılamalarda yer alan tanık ve bilirkişilerin değil, tahkim gibi taraf iradeleriyle yürütülen davalarda yer alan tanık ve bilirkişilerin de hukuka aykırı olarak etkilenmesine yönelik hareketlerin de söz konusu suçu oluşturacağıdır. Belirtilmesi gereken bir diğer nokta da, CMK ile HMK’nın 293.maddeinde düzenlenen “uzman görüşü” delili çerçevesinde kendisinden mütalaa alınan uzmanların bilirkişi olarak değerlendirilmeyeceği ve bu nedenle maddenin kapsamına dahil olmadığıdır.
Bu konuda son olarak, hem adil yargılanma hakkının etkin bir biçimde korunması için TCK’nın 277.maddesinde düzenlenen yargı görevi yapanı etkileme ve 288.maddesinde düzenlenen adil yargılamayı etkilemeyi teşebbüs suçunun tek bir suç olarak düzenlenmesinin, tercüman ve hakem hatta hukukumuza yeni girmeye başlayan arabulucu gibi kişilerin de madde kapsamına alınmasının daha doğru olacağını ifade edelim.
Manevi Unsur
Yargı görevi yapanı. Bilirkişiyi ve tanığı etkilemeye teşebbüs suçunun, 756 sayılı eTCK’da karşılığını oluşturan 232.maddesinde suçun oluşabilmesi için failin, “sahte yakınlık”, “garez -düşmanlık” ya da “menfaat-yarar” saiki ile hareket etmesi aranmıştı. Dolayısıyla eski kanunda suç, oluşumu için failin özel kastının varlığının arandığı bir saik suç olarak düzenlenmişti. Ancak kanun koyucu TCK’nın 277.maddesinin ilk halinde, suçun oluşumu için failin herhangi bir saik ile hareket etmesini aramamıştı. Bu sebeple suçun oluşması için failin genel kastla hareket etmesi yeterliydi; özel kast aranmamaktaydı.
Yargıtay da yeni kanun döneminde verdiği kararlarda, suçun oluşması için failin herhangi bir saikle hareket etmesinin gerekmediğini, suç için genel kastın varlığının yeterli olduğunu belirtmişti. Ancak 6352 sayılı kanunla suçun manevi unsuruna yönelik değişiklik yapılmıştır. Buna göre, 277.maddede düzenlenen fiillerin icrasının söz konusu suçu oluşturabilmesi için failin suçun maddi konusunu oluşturan kişileri hukuka aykırı olarak etkileme teşebbüsünün “ davanın taraflarından birinin, şüpheli veya sanığın, katılanın veya mağdurun lehine veya aleyhine suç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da beyanda bulunması için” ve “gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak amacıyla” hareket etmesi gerekmektedir.
Bu düzenleme ile maddede suçun manevi unsuruna yönelik iki temel değişiklik yapılmıştır. Buna göre metinde yer alan “leh veya aleyhinde” hareket etmesi ifadesi değiştirilerek hareketin ” lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da beyanda bulunması için” yapılması aranmıştır. Dolayısıyla failin suçu icra ederken belli bir saik ile hareket etmesi aranmış, suç bir saik suçu haline getirilmiştir.
İkinci olarak da kanun koyucu bunla yetinmemiş failin bazı amaçlarla hareket etmesini aramıştır: “gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak”. Dolayısıyla suç saik suçu olması yanında bir amaç suçu haline getirilmiştir. Kanun koyucunun böylesi bir düzenlemeyi getirmesinin sebebinin zaten soyut tehlike suçu niteliğinde olan bu suçun genel kast ile işlenmesinin yeterli sayılmasının uygulamada ortaya çıkarabileceği sakıncaları engellemek olduğu söylenebilir. Böylelikle maddenin uygulama alanı daraltılarak söz ve ifade hürriyetinin korunması amaçlanmıştır.
Suçun manevi unsuruna ilişkin olarak madde metninde yer alan “hukuka aykırı olarak” ifadesinin de üzerinde durulması gerekmektedir. Türk Ceza Hukuku öğretisinde kanun koyucunun hukuka aykırılık unsurunu madde metninde açıkça zikrettiği haller, hukuka özel aykırılık halleri olarak adlandırılmakta ve bu hallerde failin eylemin kasten gerçekleştirilmiş sayılması için kastının hukuka aykırılığı da kapsaması gerektiği belirtilmektedir. Ayrıca hukuka aykırılığın madde metninde açıkça belirtildiği suçlar ile bir maksat veya saikin varlığının arandığı suçlar olası kastla da işlenemezler.
Hukuka Aykırılık Unsuru
Ceza hukuku öğretisinde genel olarak kabul edildiği üzere tipiklik hukuka aykırılığın karinesi, belirtisidir. Bu sebeple kural olarak fiilin icrasıyla birlikte, suçun hukuka aykırılık unsuru da gerçekleşmiş olacaktır. Fiilin hukuka aykırılık unsurunun oluşmaması içinse, somut olayda hukuka uygunluk sebeplerinden birisinin var olması gerekmektedir. Suç açısından kanun hükmünü icra, meşru savunma ve ilgilinin rızası hukuka uygunluk sebeplerinin uygulama alanı bulması mümkün gözükmemektedir.
Suçun Özel Görünüş Şekilleri

Suçun Özel Görünüş Şekilleri
Suçun özel görünüş şekilleri bakımından, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçu; teşebbüs, iştirak ve içtima hükümleri yönünden özel nitelikler taşır. Suç, teşebbüs aşamasında dahi tamamlanmış sayılan bir kalkışma suçu olup TCK m.35’teki teşebbüs hükümleri uygulanmaz. Herkes tarafından işlenebilen genel bir suç olduğundan, iştirak bakımından fail, müşterek fail, azmettiren veya yardım eden olarak katılım mümkündür. İçtima yönünden ise aynı suç işleme kararına dayalı eylemler zincirleme suç (TCK m.43) oluşturabilir; farklı suçlarla birlikte işlendiğinde ise fikri içtima (TCK m.44) hükümleri uygulanır. Suçun zamanaşımı süresi 8 yıl olup, kamu davası re’sen açılır ve yargılama görevi Asliye Ceza Mahkemesine aittir.
Teşebbüs
Ceza hukukunda teşebbüs, failin elverişli hareketlerle icrasına başladığı suçun elinde olmayan sebeplerle tamamlayamamasını ifade eder. Bu sebeple bir suçun teşebbüse elverişli olabilmesi için hareketlerin icrası ile tamamlanmasının aynı anda olmaması gerekmektedir. Söz konusu suç maddede yer alan seçimlik hareketler metinden çıkarılmış olsa da, 6352 sayılı kanunla yapılan değişiklikten sonra da serbest hareketli soyut tehlike suçu olma özelliğini korumaktadır.
Hareketin yapılması ile tamamlanan sırf hareket suçu niteliğindeki bu gibi suçlara teşebbüs ise, somut olayda hareketlerin icrasının bölünerek zamana yayılması durumunda söz konusu olabilmektedir. Ancak maddenin ilk halinin aksine yeni halinde, teşebbüse elverişli olan seçimlik hareketlere yer verilmediğinden ve suçun teşebbüste bulunma ile birlikte işlenmiş olacağı maddenin başlığında da belirtildiğinden, suçun teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile tamamlanmış suç gibi cezalandırılacağı söylenebilir.
Diğer bir ifadeyle suç artık tamamen bir kalkışma suçu haline gelmiştir. Bu nedenle TCK m.35’de düzenlenen teşebbüs hükümleri, bu suç bakımından uygulama alanı bulmayacaktır. Yine buna bağlı olarak da TCK’nın 36.maddesinde düzenlenen gönüllü vazgeçme hükümlerinin de madde bakımından uygulama alanı bulması söz konusu olmayacaktır.
İştirak
Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi ve tanığı etkilemeye teşebbüs suçu herkes tarafından işlenebilen bir suç olduğundan iştirak açısından özellik göstermez. Bu nedenle iştirakin her türlünün mümkün olduğu söz konusu suça kişiler; fail, müşterek fail, azmettiren ya da yardım eden olarak katılabilirler.
İçtima
Kanun koyucu maddenin ilk halinde herhangi bir özel içtima hükmüne yer vermediği için , kanun TCK’nın suçların içtimaına ilişkin 42-44.maddelerinde yer alan genel kurallara göre incelenmekteydi. Ancak maddeye, 6352 sayılı kanunla yapılan değişiklikle birlikte farklı neviden fikri içtima halinde yönelik ek bir fıkra eklenmiştir. Bu nedenle farklı içtima hallerinin ayrı ayrı incelenmesi daha doğru olacaktır.
Öncelikle suçun bir bileşik suç olmadığını belirtmek gerekir. Bu nedenle suç açısından sadece TCK 43 ve 44’de düzenlenen zincirleme suç ve fikri içtima hükümleri uygulama alanı bulabilecektir.
Bu bağlamda ilk olarak hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs fiillerinin aynı suç işleme kararının icrası kapsamında farklı zamanlarda icra edilmesi durumunda suç açısından zincirleme suç hükümlerinin uygulama alanı bulması mümkündür. Örneğin, failin bir suç işleme kararının icrası kapsamında rüşvet vererek hâkim, tanık ya da bilirkişiyi etkilemeye çalışması halinde suç zincirleme biçimde işlenmiş olur.
Suç serbest hareketli bir suç olduğundan dolayı yargı görevi yapanı etkilemeye yönelik her türlü hareketle işlenebilmesi mümkündür. Bu nedenle somut olayda anılan suçun, tehdit, cebir, şantaj ve hatta rüşvet gibi farklı suçlarla vücut veren hareketlerin icrasıyla işlenmesi söz konusu olabilir. Bu gibi durumlarda TCK’nın 44.maddesinde düzenlenen farklı neviden içtima kuralları uygulama alanı bulacak ve fail sadece en ağır cezayı gerektiren suçtan cezalandırılacaktır.
Zamanaşımı
Yargı görevi yapanı etkileme suçu için belirlenen hapis cezasının üst sınırı 5 yılın altındadır. Bu nedenle TCK’nın 66.maddesinin 1.fıkrasının e bendi uyarınca suça ilişkin dava zamanaşımı süresi, işlendiği tarihten itibaren 8 yıldır. Dava zamanaşımını kesen sebeplerin varlığı halinde söz konusu süre, en fazla 12 yıla kadar uzayabilir.
Muhakemeye İlişkin Kurallar: Suçun takibi kanun koyucu tarafından herhangi bir muhakeme şartına bağlamamıştır. Bu nedenle re’sen takip edilen suçlardandır. Bu suça ilişkin görevli mahkeme ise Asliye Ceza Mahkemeleridir.
Yargı Görevi Yapanı, Bilirkişiyi veya Tanığı Etkilemeye Teşebbüs Suçuyla İlgili Bazı Yargı Kararları

Yargı Görevi Yapanı, Bilirkişiyi veya Tanığı Etkilemeye Teşebbüs Suçuyla İlgili Bazı Yargı Kararları
Savcı ve Hakimi etkilemeye yönelik sözler söylemesiyle alakalı yargı kararı:
Hâkime dilekçe yazılarak iltimas yapılacağına dair bilgi notu gönderilmesiyle alakalı yargı kararı:
Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi ve tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan mahkumiyet kararı verilmesiyle alakalı yargı kararı:
Tanığa karşı TCK 277.maddesinde belirtilen suçun işlenmesi sonucu mahkumiyet kararı verilmesiyle alakalı yargı kararı:
Avukat Vekalet Ücreti Ne Kadardır?
Avukat vekalet ücreti, hakkınızda yürütülecek işlem ve dava üzerinden belirlenmektedir. Bilindiği üzere her yıl Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanan “Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi” yasalaşarak yürürlüğe girer. Görülen davalarda avukat vekalet ücreti, bu tarifede belirtilen ücretin altında bir tutar olarak belirlenemez, dolayısıyla her zaman sabit ve kesin değildir. Bununla birlikte Baro tarafından belirtilen asgari ücret tarifesinin üzerinde bir avukatlık ücreti belirlenmesi mümkün olabilir.
İlgili Yazılarımız;
- Yargı Görevi Yapanı, Bilirkişiyi Veya Tanığı Etkilemeye Teşebbüs Suçu
- Kambiyo Senetlerinde Sahtecilik
- haleye Fesat Karıştırma Suçu (TCK m.235)
- Çocukların Cinsel İstismar Suçunun Nitelikli Halleri
- Çocukların Cinsel İstismarı Suçu
- Yağma Suçunun Nitelikli Halleri
- Cinsel Taciz Suçu (TCK m.105)
- Yağma Suçu Ve Cezası
- Suç Üstlenme Suçu (TCK m.270)
- Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçu (TCK m.135)
- Organ Ve Doku Ticareti Suçu (TCK m. 91)
- Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçu (TCK m116)
AV.İREM BİKE DEMİRHAN
Sonuç
Her türlü avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri hakkında bilgi almak için 0545 588 0258 numarası üzerinden tarafımıza ulaşabilir, her türlü sorunuz için irembikedemirhan@gmail.com adresine mail gönderebilirsiniz. Ücretli danışmanlık veya avukatlık hizmeti almak için tarafımız ile iletişime geçebilirsiniz. (Avukatlık Kanunu uyarınca ücretsiz danışmanlık ve bilgi verme hizmetimiz bulunmamaktadır.